1- De ki: “Allah, birdir.”
İhlâs Sûresi
Bu Sûrenin, Rabbin Nesebini Soran Müşriklere Cevap Olarak İndirildiğini Söyleyenlerin Rivayetleri
Bize Ahmed bin Menî’ el-Mervezî ve Mahmûd bin Hudâş et-Tâlekânî anlattı, ikisi dediler ki: Bize Ebu Sa’d es-San’ânî anlattı, dedi ki: Bize Ebu Ca’fer er-Râzî, er-Rabî’ bin Enes’ten, o da Ebu’l-Âliye’den, o da Ubeyy bin Ka’b’dan rivayet etti: Ubey b. Ka‘b şöyle dedi: Müşrikler Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’e: “Bize Rabbinin nesebini bildir.” dediler. Bunun üzerine Allah: “De ki: O Allah birdir. Allah es-Samed’dir.” ayetlerini indirdi.
Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Yahya bin Vâzıh anlattı, dedi ki: Bize el-Huseyin, Yezîd’den, o İkrime’den rivayet etti: İkrime şöyle dedi: Müşrikler: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bize Rabbini anlat. Rabbinin ne olduğunu bize açıkla. O nedendir? Hangi şeydendir?” dediler. Bunun üzerine Allah: “De ki: O Allah birdir.” sûrenin sonuna kadar indirdi.
Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Mihrân, Ebu Ca’fer’den, o er-Rabî’den, o Ebu’l-Âliye’den nakletti: “De ki: O Allah birdir. Allah es-Samed’dir.” hakkında Katâde dedi ki: Müşrikler: “Bize Rabbinin nesebini bildir.” dediler. Bunun üzerine Cebrâil bu sûreyi getirdi.
Bana Muhammed bin Avf anlattı, dedi ki: Bize Şüreyh anlattı, dedi ki: Bize İsmâil bin Mücâlid, Mücâlid’den, o da eş-Şa’bî’den, o da Câbir’den rivayet etti: Câbir dedi ki: Müşrikler: “Bize Rabbinin nesebini bildir.” dediler, bunun üzerine Allah: “De ki: O Allah birdir.” sûresini indirdi.
Bu Sûrenin Yahudilerin Sorusu Sebebiyle İndirildiğini Söyleyenlerin Rivayetleri
Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Seleme anlattı, dedi ki: Beni İbn İshak, Muhammed’den, o Saîd’den rivayet etti: Saîd şöyle dedi: Bir grup Yahudi Nebî’ye (sallallahu aleyhi ve sellem) geldi ve: “Ey Muhammed! Bu Allah mahlûkatı yarattı.
Peki O’nu kim yarattı?” dediler. Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem) öfkelendi. Hatta yüzünün rengi değişti. Sonra Rabbi için duyduğu öfkeyle onlara doğru atıldı (sert çıktı). Bunun üzerine Cebrâil (aleyhisselâm) geldi, onu sakinleştirdi ve: “Ey Muhammed! Kendine hâkim ol, yumuşak davran.”dedi. Sonra Allah tarafından onların sorularına cevap getirdi.
“De ki: O Allah birdir. Allah es-Samed’dir. Çocuğu da yoktur, ana-babası da. O’na denk hiç kimse de yoktur.”
Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem) bunu onlara okuyunca onlar:
“Bize Rabbini anlat. O nasıl yaratılmıştır? Pazusu nasıldır? Kolu nasıldır?” demeye başladılar. Bunun üzerine Nebî’nin öfkesi ilkinden daha da arttı. Tekrar Cebrâil geldi ve önceki sözünün benzerini söyledi. Ardından onların sorusuna cevap olarak şu ayeti getirdi:
“Onlar, Allah’ı hakkıyla takdir edemediler. Halbuki Kıyamet günü yeryüzü bütünü ile O’nun avucundadır. Gökler de O’nun sağ elinde dürülmüş olacaktır. O, onların ortak koştuklarından/koşmalarından münezzehtir ve çok yücedir.”
Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Mihrân, Saîd bin Ebî Arûbe’den, o Katâde’den rivayet etti: Bir grup Yahudi Nebî’ye (sallallahu aleyhi ve sellem) geldi ve: “Bize Rabbinin nesebini bildir.” dediler. Bunun üzerine: “De ki: O Allah birdir.” sûresi sonuna kadar indirildi.
Durum anlattığımız şekilde ise ayetin anlamı şöyledir: Ey Muhammed! Sana Rabbinin nesebini, sıfatını ve O’nu kimin yarattığını soranlara de ki: Hakkında soru sorduğunuz Rab; bütün varlıkların kendisine kulluk ettiği Allah’tır. İbadet yalnız O’na layıktır. O’ndan başkasına ibadet etmek doğru değildir.
Arap dili âlimleri “Ehad” kelimesini hangi unsurun merfû yaptığı konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bazıları şöyle demiştir: “Ehad” kelimesini merfû yapan, kendisinden önce gelen “Allah” lafzıdır. “Hüve” zamiri ise bir imâd (pekiştirme zamiri)dir.
Bu durum şu ayete benzer: “Şüphesiz ben Allah’ım; Azîz ve Hakîm olanım.”
Başka bazı dilciler şöyle demiştir: Bilakis “Ehad”, nekre (belirsiz) olsa dahi istinaf (yeni başlangıç) yoluyla merfudur. Şu örnekte olduğu gibi: “Bu benim kocamdır; yaşlı bir adamdır.”
Onlara göre mana şöyledir: Bir topluluk Nebî’ye: “Sen neye ibadet ediyorsun?” diye sormuştur. O da: “O, Allah’tır.” demiştir. Sonra: “Peki O nedir?” denildiğinde: “O, Ehad’dır (Birdir).” cevabını vermiştir.
Başka dil âlimleri ise şöyle demiştir: “Ehad” burada “Vâhid” (bir) anlamındadır.
Ve imâd (pekiştirme zamirinin) bağımsız bir başlangıç cümlesi olmasını kabul etmemişlerdir. Onlara göre imâd (pekiştirme zamiri) ancak: ظنّ (zannetmek), كان , إنّ ve benzeri edatlar gibi yapılardan sonra gelir. bu ikinci görüş, Arap dilinin mezheplerine (kurallarına) daha çok benzeyendir (uygundur).
Kurrâ (kıraat imamları) bunun okunuşunda ihtilaf ettiler; şehirlerin kurrâsının genelinin kıraati, Nasr bin Âsım ve Abdullah bin Ebî İshak müstesna olmak üzere, “Ehad” kelimesini tenvinli olarak: “Ehadun. Allahu’s-Samed.” şeklindedir. Zira o ikisi (Nasr bin Âsım ve Abdullah bin Ebî İshak) tenvinin terk edilerek: "Ehadu. Allahu" şeklinde okunduğu rivayet edilmiştir.
Bu kıraati tercih edenler şöyle düşünmüşlerdir: İ‘rab nûnu bazen elif-lâm ile başlayan veya sakin harfle başlayan bir kelimenin önünde düşürülebilir.
tıpkı şairin şu sözünde olduğu gibi:
Yatağın üzerinde uykum nasıl (olabilir ki)? Henüz
Şam'ı kaplamamışken darmadağın eden, dehşetli bir akın.
O akın ki ihtiyarı evlatlarından gafil kılmakta ve açığa çıkarmakta
Bakire ve şerefli kadının bileklerindeki halhalları.
Şair burada: "(an hıdâmi'l-akîleti)" demek istemiştir (ve vezin gereği tenvini/sakini düşürmüştür).
Bizce doğru olan kıraat tenvinli okumaktır. Bunun iki sebebi vardır: Birinci Sebep Bu kullanım: İki lügatten (kullanımdan) daha fasih olanı, iki sözden daha meşhur olanı ve Arapların arasında en güzel olanıdır. İkinci Sebep ise, Şehirlerin (İslâm beldelerinin) kıraat imamlarının ittifakı bu okuyuş üzerinedir.
“Ehad” kelimesinin manasını daha önce ayrıntılı biçimde açıkladığımızdan burada tekrar etmeye ihtiyaç duymuyoruz.