۞ Kur'an Tefsiri Oku

Kevser Sûresi

سُورَةُ ٱلكوثر
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
إِنَّا أَعْطَيْنَكَ الْكَوْثَرَ ﴿١﴾
• • •
1- Şüphe yok ki Biz sana Kevser’i verdik.
Müfessir Seçin
۞
İbn Kesîr
vef. 774 / 1373
۞
Taberî
vef. 310 / 923
۞
Sa'dî
vef. 1376 / 1956
Taberî Tefsiri
Câmiu'l-Beyân an Te'vîli Âyi'l-Kur'ân
Allah Teâlâ’nın “Şüphesiz Biz sana Kevser’i verdik.” ayettinin tefsiri:
Yüce Allah şöyle buyurur: “(Şüphesiz Biz sana verdik) ey Muhammed, (Kevser’i).” verdik.
Tefsir ehli Kevser’in anlamı konusunda ihtilaf etmişlerdir. Onlardan bazıları şöyle demiştir: O, Allah’ın Peygamberi Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem) verdiği cennette bir nehirdir.
Bana Yakub rivayet etti, dedi ki: Bize Hişim anlattı, dedi ki: Bize Atâ bin es-Sâib, Muhârib bin Disâr’dan, o da İbn Ömer’den haber verdi ki o şöyle demiştir: “Kevser, cennette bir nehirdir. İki kıyısı altın ve gümüştendir. İnci ve yakut üzerinde akar. Suyu sütten daha beyaz, baldan daha tatlıdır.” 
​Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Cerîr, Atâ’dan, o Muhârib bin Disâr el-Bâhilî’den, o İbn Ömer’den 
rivayet etti İbn Ömer Allah Teâlâ’nın “Şüphesiz Biz sana Kevser’i verdik.” 
ayeti hakkında şöyle dedi: “Cennette bir nehirdir. İki kıyısı altındandır, yatağı inci ve yakut üzerindedir. Suyu kardan daha beyaz, baldan daha tatlıdır. Toprağı misk kokusundan daha güzeldir.” 
Bize Ebu Küreyb anlattı, dedi ki: Bize Ömer bin Ubeyd, Atâ’dan, o Saîd bin Cübeyr’den, o İbn Abbas’tan nakletti:
“Kevser, cennette bir nehirdir; iki kıyısı altın ve gümüştendir. Yakut ve inci üzerinde akar. Suyu kardan daha beyaz, baldan daha tatlıdır.”
​Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Yakub el-Kummî, Hafs bin Humeyd’den, o Şimr bin Atiyye’den, o Şakîk —veya Mesrûk—'tan anlattı, dedi ki: Ümmü’l-Mü’minîn Âişe’ye sordum: “Cennetin batını nedir?” dedi ki:
“Cennetin ortasıdır; iki kıyısında inci ve yakut köşkleri vardır. Toprağı misk, çakılları inci ve yakuttur.” 
​Bize Ahmed bin Ebî Sureyc er-Râzî anlattı, dedi ki: Bize Ebu’n-Nadr ve Şebâbe anlattı, ikisi dediler ki: Bize Ebu Ca’fer er-Râzî, İbn Ebî Necîh’ten, o Mucâhid’den, o bir adamdan,  Âişe’den nakletti, (Âişe) dedi ki: “Kevser, cennette bir nehirdir; kim parmaklarını kulaklarına koysa o nehrin şırıltısını işitir.” 
​Bize Ebu Küreyb anlattı, dedi ki: Bize Vekî’, Ebu Ca’fer’den anlattı; ve bize İbn Ebî Sureyc anlattı, dedi ki: Bize Ebu Nuaym anlattı, dedi ki: Bize Ebu Ca’fer er-Râzî, İbn Ebî Necîh’ten, o Enes’ten nakletti, Enes dedi ki: "Kevser; cennette bir nehirdir." 
​(Râvi) dedi ki: Bize Vekî’, Süfyân’dan, o Ebu İshak’tan, o Ebu Ubeyde’den, o Âishe’den nakletti, dedi ki: "Kevser cennette bir nehirdir, içi oyulmuş incidir."
​Bize Vekî’ anlattı, İsrâil’den, o Ebu İshak’tan, o Ebu Ubeyde’den,  o da Âişe’den nakletti: "Kevser cennette bir nehirdir, onun üzerindeki kaplar gökteki yıldızların sayısı kadardır." 

Yine Vekî‘, Ebû Ca‘fer er-Râzî’den, o İbn Ebî Necîh’ten, o da Âişe’den nakletti:
“Kim Kevser’in şırıltısını duymak isterse parmaklarını kulaklarına koysun.”
​Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân’dan, o Ebu İshak’tan, o Ebu Ubeyde’den,  o da Âişe’den nakletti: “Cennetinte bir nehirdir; kıyıları oyuk incilerden yapılmıştır.”
Bize Mihrân, Ebu Muâz Îsâ bin Yezîd’den, o Ebu İshak’tan, o Ebu Ubeyde’den, o da Âişe’den nakletti: “Kevser, Cennetin ortasında bir nehirdir; kıyıları oyuk incilerden olan bir nehirdir. İçinde gökteki yıldızlar sayısınca kaplar vardır.”
Bana Muhammed bin Sa’d anlattı, dedi ki: Bana babam anlattı, dedi ki: Bana amcam anlattı, dedi ki: Bana babam, babasından, o İbn Abbas’tan “Şüphesiz Biz sana Kevser’i verdik.” hakkında nakletti, İbn Abbas dedi ki: "Allah’ın, cennette Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’e verdiği bir nehirdir."
​Bize Ahmed bin Ebî Sureyc anlattı, dedi ki: Bize Mes’ade, Abdulvehhâb’dan, o Mucâhid’den nakletti, dedi ki: "Kevser; cennette bir nehirdir, toprağı keskin kokulu misktir ve suyu şaraptır."
​Bize İbn Ebî Süreyc anlattı, dedi ki: Bize Ubeydullah anlattı, dedi ki: Bize Ebu Ca’fer, er-Rabî’den o da Ebu Aliye'den Allah Teâlâ’nın “Şüphesiz Biz sana Kevser’i verdik.” 

ayeti hakkında Ebu Aliye dedi ki: "Cennette bir nehirdir" 
​Bize er-Rabî’ anlattı, dedi ki: Bize İbn Vehb, Süleymân bin Bilâl’den, o Şerîk bin Ebî Nemir’den haber verdi,  o dedi ki: Enes bin Mâlik’i bize hadis anlatırken işittim. Şöyle diyordu: “Resûlullah ﷺ İsra gecesinde götürüldüğünde, Cebrâil onu dünya semasında dolaştırdı. Bir de baktı ki üzerinde inci ve zebercetten yapılmış bir köşk bulunan bir nehir var. Cebrâil onun toprağını kokladı; bir de ne görsün, o misk idi. Bunun üzerine Resûlullah ﷺ:

Ey Cebrâil! Bu nehir nedir?” diye sordu.

Cebrâil:‘Bu, Rabbinin senin için saklayıp hazırladığı Kevser’dir.’ dedi.”

Diğer bazı âlimler ise şöyle demişlerdir:

Kevser’den maksat, “pek çok hayır”dır.
Bu görüşü söyleyenlerin rivayetleri:
​Bana Yakub anlattı, dedi ki: Bana Huşeym anlattı, dedi ki: Bize Ebu Bişr ve Atâ bin es-Sâib, Saîd bin Cübeyr’den, o İbn Abbas’tan rivayet ettiler ki, İbn Abbas Kevser hakkında şöyle demiştir: “Kevser, Allah’ın Resûlüne verdiği pek çok hayırdır.”

Ebû Bişr dedi ki: Ben Saîd b. Cübeyr’e: “İnsanlardan bazıları onun cennette bir nehir olduğunu iddia ediyorlar.” dedim. Saîd şöyle cevap verdi: “Cennetteki nehir de Allah’ın ona verdiği hayrın bir parçasıdır.”
​Bize Ebu Küreyb anlattı, dedi ki: Bize İsmâil bin İbrâhim, Atâ bin es-Sâib’den Atâ şöyle dedi:

Muhârib b. Disâr: “Saîd b. Cübeyr Kevser hakkında ne dedi?” diye sordu. Ben: “İbn Abbas’tan naklen, onun Allah’ın verdiği pek çok hayır olduğunu söyledi.” dedim. Bunun üzerine Muhârib: “Allah’a yemin olsun ki doğru söylemiştir.” dedi.
​Bize İbn Beşşâr anlattı, dedi ki: Bize Abdurrahman anlattı, dedi ki: Bize Süfyân, Atâ bin es-Sâib’den, o Saîd bin Cübeyr’den, o İbn Abbas’tan rivayet etti:

“Kevser, çok hayırdır.”
​Bize İbn Beşşâr anlattı, dedi ki: Bize Muhammed bin Ca’fer anlattı, dedi ki: Bize Şu’be, Ebu Bişr’den Ebû Bişr şöyle dedi: Saîd b. Cübeyr’e Kevser’i sordum. Şöyle dedi: “Allah’ın Peygamberine verdiği pek çok hayırdır.”

Ben: “Biz onun cennette bir nehir olduğunu işitiyorduk.” dedim. Bunun üzerine: “O, Allah’ın ona verdiği hayırdır.” dedi.
​Bize İbnü’l-Müsenna anlattı, dedi ki: Bana Abdussamed anlattı, dedi ki: Bize Şu’be, Ebu Bişr’den, o Saîd bin Cubeyr’den 
rivayet etti:

“Şüphesiz Biz sana Kevser’i verdik.”  âyeti hakkında: “Pek çok hayırdır.” dedi.
​Bize İbn Beşşâr anlattı, dedi ki: Bize Muhammed anlattı, dedi ki: Bize Şu’be, Umâre bin Ebî Hafsa’dan, o İkrime’den rivayet etti: İkrime dedi ki: "O, peygamberlik ve Allah’ın ona verdiği hayırdır."
Bize İbnu’l-Musenna anlattı, dedi ki: Bize Haremî bin Umâre anlattı, dedi ki: Bize Şu’be anlattı, dedi ki: Umâre, İkrime’den Allah’ın: "(Şüphesiz biz sana Kevser'i verdik)" sözü hakkında bana haber verdi, (İkrime): "Çok hayır, Kur’an ve hikmettir" dedi.
​Bana Yakub anlattı, dedi ki: Bize İbn Uleyye anlattı, dedi ki: Bize Umâre bin Ebî Hafsa, İkrime’den rivayet etti. İkrime şöyle dedi: “Kevser, çok hayırdır.”
​Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân’dan, o Atâ bin es-Sâib’den, o Saîd bin Cübeyr’den, o İbn Abbas’tan rivayet etti: “Şüphesiz Biz sana Kevser’i verdik.” âyeti hakkında: “Çok hayırdır.” dedi. 

Sonra dedi ki: Mehrân bize rivayet etti; Süfyân, Hilâl’den rivayet etti. Hilâl şöyle dedi: Saîd b. Cübeyr’e: “Şüphesiz Biz sana Kevser’i verdik.”

âyetini sordum. Şöyle dedi: “Allah ona pek çok hayır vermiştir.” Ben: “Cennetteki nehir mi?” dedim. O da: “Evet, nehir de buna dahildir; fakat sadece nehir değildir.” dedi.
​Bize Zekeriyya bin Yahya bin Ebî Zâide anlattı, dedi ki: Bize Ebu Âsım, Îsâ bin Meymûn’dan, o İbn Ebî Necîh’ten, o Mucâhid’den rivayet etti. Mücâhid şöyle dedi: “Kevser, çok hayırdır.”
​Bana Muhammed bin Amr anlattı, dedi ki: Bize Ebu Âsım anlattı, dedi ki: Bize Îsâ anlattı; ve bana el-Hâris anlattı, dedi ki: Bize el-Hasan anlattı, dedi ki: Bize Varkâ, hep birlikte İbn Ebî Necîh’ten, o Mucâhid’den rivayet etti. Mucâhid şöyle dedi: “Kevser, çok hayırdır.” 
​Bana el-Hâris anlattı, dedi ki: Bize el-Hasan anlattı, dedi ki: Bize Varkâ, Mucâhid’den rivayet etti. Mucâhid Kevser hakkında: “Bütün hayırdır.” demiştir.
​Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Mihrân, Sufyân’dan, o İbn Ebî Necîh’ten, o Mucâhid’den rivayet etti. Mucâhid şöyle dedi: “Dünya ve âhiret hayrıdır.”
​Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den rivayet etti. Katâde şöyle dedi: “Kevser, çok hayırdır.”
​Bize Ebu Kureyb anlattı, dedi ki: Bize Vekî’, Sufyân’dan, o Atâ bin es-Sâib’den, o Saîd bin Cubeyr’den rivayet etti. Saîd bin Cubeyr şöyle dedi: “Kevser, çok hayırdır.” 
Yine Vekî‘, Bedr bin Osman’dan rivayet etti. Bedr dedi ki: İkrime’yi Kevser hakkında şöyle derken işitmiş, dedi ki: "Peygambere verilen hayır, peygamberlik ve Kur’an’dır."
​Bize Ahmed bin Ebî Süreyc er-Râzî anlattı, dedi ki: Bize Ebu Dâvûd, Bedr’den, o İkrime’den rivayet etti.

İkrime,  “Şüphesiz Biz sana Kevser’i verdik.”  âyeti hakkında dedi ki: “Allah’ın peygambere verdiği hayır, nübüvvet ve İslâm’dır.”

Bazıları da şöyle demişlerdir:

Kevser, Resûlullah’a ﷺ cennette verilmiş olan havuzdur.
Bu görüşü söyleyenlerin rivayetleri:

Bize Ebu Kureyb anlattı, dedi ki: Bize Vekî’, Matar’dan, o Atâ’dan rivayet etti. Atâ şöyle dedi:

“Kevser, Resûlullah’a cennette verilmiş bir havuzdur.”
​Bize Ahmed bin Ebî Süreyc anlattı, dedi ki: Bize Ebu Nuaym anlattı, dedi ki: Bize Matar anlattı, dedi ki: Biz Kabe'yi tavaf ederken Atâ’ya Allah Teâlâ’nın “Şüphesiz Biz sana Kevser’i verdik.” ayeti hakkında sordum, Atâ şöyle dedi: "Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e verilen bir havuzdur."
Benim katımda bu görüşlerin en doğru olanı, onun "cennette Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e verilen o nehrin ismi" olduğunu söyleyenlerin görüşüdür. Allah onun kadrinin (değerinin) büyüklüğünden ötürü onu çoklukla (Kevser kelimesiyle) vasıflandırmıştır.
Bu görüşü tercih etmemizin sebebi, Resûlullah ﷺ’den gelen haberlerin peş peşe ve çok sayıda olarak bunun böyle olduğunu bildirmesidir.
Bu konuda gelen hadisler. ​Bize Ahmed bin el-Mikdâm el-İclî anlattı, dedi ki: Bize el-Mu’temir anlattı, dedi ki: Babamı Katâde’den, o Enes’ten rivayet ederken işittim, Enes dedi ki: Resûlullah ﷺ Miraca çıkarıldığı gece cennette —veya onun söylediği gibi— karşısına iki kıyısı içi oyulmuş yakut olan bir nehir çıktı —veya içi oyulmuş dedi— Yanımdaki melek elini ona vurdu ve misk çıkardı. Ben: Bu nedir? diye sordum. Melek: ‘Bu, Allah’ın sana verdiği Kevser’dir.’ dedi.”
(Nebi) buyurdu ki: “Ve onun için Sidretü’l-Müntehâ yükseltildi (gösterildi), onun yanında çok büyük bir eser (alamet) gördü” veya onun buyurduğu gibi.
​Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den, o Enes’ten  rivayet ederek şöyle dedi: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Ben cennette yürüdüğüm sırada aniden önüme bir nehir çıktı; onun iki kıyısı içi oyulmuş inciden kubbelerdi. Yanımdaki melek: ‘Bunun ne olduğunu biliyor musun? Bu Allah’ın sana verdiği Kevser’dir.’ dedi ve eliyle onun toprağına vurdu da onun çamurundan misk çıkardı.”
​Bana İbn Avf anlattı, dedi ki: Bize Âdem anlattı, dedi ki: Bize Şeybân, Katâde’den, o Enes’ten rivayet ederek şöyle dedi: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:  “Göğe çıkarıldığımda, iki kenarında içi boş incilerden kubbeler bulunan bir nehre uğradım. Ben:

‘Ey Cebrâil! Bu nedir?’ dedim. Cebrâil: ‘Bu, Rabbinin sana verdiği Kevser’dir.’ dedi. Bunun üzerine melek eliyle toprağını çıkardı; toprağı keskin kokulu misk idi.”
Bize İbn Beşşâr anlattı, dedi ki: Bize İbn Ebî Adiyy, Humeyd’den, o Enes’ten rivayet ederek şöyle dedi: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Cennete girdim. Bir de baktım ki iki kıyısında inci çadırlar bulunan bir nehir var. Akan suya elimi daldırdım; bir de ne göreyim, son derece güzel kokulu misk! Ben: ‘Ey Cebrâil! Bu nedir?’ dedim. O da: ‘Bu Allah’ın sana verdiği Kevser’dir.’ dedi.” 
​Bize İbnü’l-Müsenna anlattı, dedi ki: Bize Abdüssamed anlattı, dedi ki: Bize Hemmâm anlattı, dedi ki: Bize Katâde, Enes’ten rivayet ederek şöyle dedi: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: —sonra Yezîd’in Saîd’den olan hadisinin benzerini zikretti—.
​Bize Bişr anlattı dedi ki: Bize Ahmed İbn Ebî Süreyc anlattı, dedi ki: Bize Ebu Eyyûb el-Abbâs anlattı, dedi ki: Bize İbrâhim bin Mes’ade anlattı, dedi ki: Bize İbn Şihâb’ın kardeşinin oğlu  Muhammed bin Abdullah bin Müslim haber verdi, o babasından, o Enes’ten rivayet ederek şöyle dedi: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e Kevser hakkında soruldu da şöyle buyurdu:  “Kevser, Allah’ın bana cennette verdiği bir nehirdir. Toprağı misktir. Sütten daha beyaz, baldan daha tatlıdır. Ona, boyunları iri develerin boyunları gibi olan kuşlar gelir.”

Ebû Bekir: “Ey Allah’ın Resûlü! O kuşlar ne kadar nimet içindedir!” dedi. Resûlullah ﷺ:

“Onları yiyecek olanlar onlardan daha nimet içindedir.” buyurdu.
​Bize Hallâd bin Eslem anlattı, dedi ki: Bize Muhammed bin Amr bin Alkame bin Ebî Vakkas el-Leysî, Kesîr’den, o Enes bin Mâlik’ten rivayet ederek şöyle dedi: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: Miraca çıkarıldığım esnada cennete girdim de bana Kevser verildi. Bir de baktım ki o cennette bir nehirdir; onun iki tarafı (yan ahşapları/direkleri) inciden oyulmuş evlerdir.

​Bana Muhammed bin Abdullah bin Abdülhakem anlattı, dedi ki: Bize babam ve Şuayb bin el-Leys, el-Leys’ten o Yezîd bin el-Hâd’dan, o Abdullah bin Müslim bin Şihâb’dan, o Enes’ten rivayet ederek şöyle dedi: bir adam Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’e geldi de: "Ey Allah’ın Resûlü! Kevser nedir?" dedi. Buyurdu ki:  “Allah'ın cennette bana verdiği bir nehirdir; andolsun o sütten çok daha beyaz ve baldan daha tatlıdır. Onun içinde boyunları deve boyunları gibi olan kuşlar vardır.” 
Ömer dedi ki: "Ey Allah’ın Resûlü! Şüphesiz onlar çok nimetlendirilmiş kuşlardır." Buyurdu ki: “Onları yiyecek olanlar onlardan daha nimet içindedir.”
​Bize Yûnus anlattı, dedi ki: Bize Yahya bin Abdullah anlattı, dedi ki: Bana el-Leys, İbn el-Hâd’dan, o Abdülvehhâb’dan, o Abdullah bin Müslim bin Şihâb’dan, o Enes’ten rivayet ederek şöyle dedi: bir adam Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’e geldi —sonra bunun bir benzerini zikretti—.
​Bize Ömer bin Osman bin Abdurrahman ez-Zührî anlattı; şüphesiz kardeşi Abdullah ona, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in arkadaşı Enes bin Mâlik’in kendisine şöyle haber verdiğini bildirdi: bir adam Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’e şöyle sordu: "Ey Allah’ın Resûlü! Kevser nedir?" Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Buyurdu ki:  “Allah'ın cennette bana verdiği bir nehirdir; andolsun o sütten çok daha beyaz ve baldan daha tatlıdır. Onun içinde boyunları deve boyunları gibi olan kuşlar vardır.” 

Ömer dedi ki: "Ey Allah’ın Resûlü! Şüphesiz onlar çok nimetlendirilmiş kuşlardır." Buyurdu ki: “Onları yiyecek olanlar onlardan daha nimet içindedir.”
​Bunun üzerine Ömer bin Osman dedi ki: İbn Ebî Üveys dedi ki; ve bana babam, ez-Zührî’nin kardeşinin oğlundan, o babasından, o Enes’ten, o da Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’den Kevser hakkında bunun bir benzerini anlattı.
​Bize İbnu’l-Musenna anlattı, dedi ki: Bize İbn Fudayl anlattı, dedi ki: Bize Atâ, Muhârib bin Disâr’dan, o İbn Ömer’den rivayet ederek şöyle dedi: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kevser cennette bir nehirdir, iki kıyısı altındandır; yatağı yakut ve inci üzerinedir, toprağı miskten daha güzel kokuludur, suyu baldan daha tatlı ve kardan daha beyazdır.”
Bize Yakub anlattı, dedi ki: Bize İbn Uleyye anlattı, dedi ki: Bize Atâ bin es-Sâib haber verdi, dedi ki: Muhârib bin Disâr bana: "Saîd bin Cübeyr Kevser hakkında ne dedi?" dedi. Dedim ki: Bize İbn Abbas’tan rivayet ederek: o: "O çok hayırdır" demiştir. Bunun üzerine (Muhârib): "Vallahi doğru söylemiştir, o gerçekten çok hayırdır. Lakin bize İbn Ömer rivayet etti ve dedi ki: “Şüphesiz Biz sana Kevser’i verdik.” indiği zaman Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kevser cennette bir nehirdir, iki kıyısı altındandır; inci ve yakut üzerinde akıp gider.” 
Bize İbn Abdila‘lâ anlattı, dedi ki: bize İbn Sevr O da Ma‘mer’den, o Katâde’den, o da Enes b. Mâlik’ten rivayet ettiğine göre Nebî ﷺ şöyle buyurdu: “Kevser, cennette bulunan bir nehirdir.” Nebî ﷺ şöyle buyurdu:
“Kıyıları inciyle çevrili bir nehir gördüm. Bunun üzerine:
‘Ey Cebrâil! Bu nedir?’ diye sordum. O da: ‘Bu, Allah’ın sana verdiği Kevser’dir.’ dedi.”
Bize ​Bize İbnü’l-Berkî anlattı, dedi ki: Bize  İbn Ebî Meryem anlattı, dedi ki: Bize Muhammed bin Ca’fer bin Ebî Kesîr anlattı, dedi ki: Harâm bin Osman, Abdurrahman el-A’rec’den, o Üsâme bin Zeyd’den bize haber verdi: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir gün Hamza bin Abdulmuttalib’e geldi; fakat onu bulamadı. Bunun üzerine eşine sordu. Hamza’nın hanımı Benî Neccâr kabilesindendi. Kadın dedi ki: Ey Allah’ın Nebîsi! Biraz önce size doğru çıkmıştı. Sanırım Benî Neccâr’ın bazı sokaklarında sizi kaçırdı (göremedi). Ey Allah’ın Resûlü! İçeri buyurmaz mısınız? Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) içeri girdi.

Kadın ona “hays” (hurma, yağ ve benzeri şeylerden yapılan bir yiyecek) ikram etti. O da ondan yedi.
Sonra kadın şöyle dedi: “Ey Allah’ın Resûlü! Sana müjdeler olsun, afiyet olsun. Ben de sana gelip tebrik etmek istiyordum. Ebû Umâre bana, senin cennette Kevser adı verilen bir nehirle müjdelendiğini haber verdi.” Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Evet. Onun genişliği —yani tabanı ve zemini— yakut, mercan, zebercet ve incidir.”

القول في تأويل قوله تعالى : إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ (1)يقول تعالى ذكره: ( إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ ) يا محمد ( الْكَوْثَرَ) واختلف أهل التأويل في معنى الكوثر, فقال بعضهم: هو نهر في الجنة أعطاه الله نبيه محمدا صلى الله عليه وسلم.حدثني يعقوب, قال: ثنا هشيم, قال: أخبرنا عطاء بن السائب, عن محارب بن دثار, عن ابن عمر: أنه قال: " الكوثر: نهر في الجنة, حافتاه من ذهب وفضة, يجري على الدرّ والياقوت, ماؤه أشدّ بياضا من اللبن, وأحلى من العسل ".حدثنا ابن حميد, قال: ثنا جرير, عن عطاء, عن محارب بن دثار الباهلي, عن ابن عمر, في قوله: ( إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ ) قال: " نهر في الجنة حافتاه الذهب, ومجراه على الدرّ والياقوت, وماؤه اشدّ بياضا من الثلج, وأشدّ حلاوة من العسل, وتربته أطيب من ريح المسك ".حدثنا أبو كُرَيب, قال: ثنا عمر بن عبيد, عن عطاء, عن سعيد بن جُبير, عن ابن عباس, قال: " الكوثر: نهر في الجنة حافتاه من ذهب وفضة، يجري على الياقوت والدرّ, ماؤه أبيض من الثلج, وأحلى من العسل ".حدثنا ابن حميد, قال: ثنا يعقوب القُمِّي, عن حفص بن حميد, عن شمر بن عطية, عن شقيق أو مسروق, قال: قلت لعائشة: يا أمّ المؤمنين, وما بُطْنان الجنة؟ قالت: " وسط الجنة: حافتاه قصور اللؤلؤ والياقوت, ترابه المسك, وحصباؤه اللؤلؤ والياقوت ".حدثنا أحمد بن أبي سريج الرازيّ, قال: ثنا أبو النضر وشبابة, قالا ثنا أبو جعفر الرازيّ, عن ابن أبي نجيح, عن مجاهد, عن رجل, عن عائشة قالت: الكوثر: نهر في الجنة ليس أحد يدخل أصبعيه في أذنيه إلا سمع خرير ذلك النهر.حدثنا أبو كُرَيب, قال: ثنا وكيع, عن أبي جعفر; وحدثنا ابن أبي سريج, قال: ثنا أبو نعيم, قال: أخبرنا أبو جعفر الرازيّ, عن ابن أبي نجيح, عن أنس, قال: الكوثر: نهر في الجنة.قال: ثنا وكيع, عن سفيان, عن أبي إسحاق, عن أبي عبيدة, عن عائشة قالت: الكوثر نهر في الجنة, درّ مجوّف.حدثنا وكيع, عن إسرائيل, عن أبي إسحاق, عن أبي عبيدة, عن عائشة: " الكوثر: نهر في الجنة, عليه من الآنية عدد نجوم السماء ".قال ثنا وكيع, عن أبي جعفر الرازيّ, عن ابن أبي نجيح, عن عائشة قالت: من أحبّ أن يسمع خرير الكوثر, فليجعل أصبعيه في أُذنيه.حدثنا ابن حميد, قال: ثنا مهران, عن سفيان, عن أبي إسحاق, عن أبي عبيدة, عن عائشة, قالت: نهر في الجنة, شاطئاه الدرّ المجوّف.قال: ثنا مهران, عن أبي معاذ عيسى بن يزيد, عن أبي إسحاق, عن أبي عبيدة, عن عائشة قالت: " الكوثر: نهر في بطنان الجنة وسط الجنة, فيه نهر شاطئاه در مجوف, فيه من الآنية لأهل الجنة, مثل عدد نجوم السماء ".حدثني محمد بن سعد, قال: ثني أبي, قال: ثني عمي, قال: ثني أبي, عن أبيه, عن ابن عباس: ( إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ ) قال: نهر أعطاه الله محمدا صلى الله عليه وسلم في الجنة.حدثنا أحمد بن أبي سريج, قال: ثنا مسعدة, عن عبد الوهاب, عن مجاهد, قال: " الكَوْثر: نهر في الجنة, ترابه مسك أذفر, وماؤه الخمر ".حدثنا ابن أبي سريج, قال: ثنا عبيد الله, قال: أخبرنا أبو جعفر, عن الربيع, عن أبي العالية, في قوله: ( إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ ) قال: نهر في الجنة.حدثنا الربيع, قال: أخبرنا ابن وهب, عن سليمان بن بلال, عن شريك بن أبي نمر, قال: سمعت أنس بن مالك يحدثنا, قال: لما أسري برسول الله صلى الله عليه وسلم, مضى به جبريل في السماء الدنيا, فإذا هو بنهر, عليه قصر من لؤلؤ وزبرجد, فذهب يَشَمّ ترابه, فإذا هو مسك, فقال: " يا جبريل ما هذا النهر؟" قال: هو الكوثر الذي خبأ لك ربُّك .وقال آخرون: عُنِي بالكوثر: الخير الكثير.* ذكر من قال ذلك:حدثني يعقوب, قال: ثني هشيم, قال: أخبرنا أبو بشر وعطاء بن السائب, عن سعيد بن جُبير, عن ابن عباس أنه قال في الكوثر: هو الخير الكثير الذي أعطاه الله إياه. قال أبو بشر: فقلت لسعيد بن جبير: فإن ناسا يزعمون أنه نهر في الجنة, قال: فقال سعيد: النهر الذي في الجنة من الخير الذي أعطاه الله إياه.حدثنا أبو كُرَيب, قال: ثنا إسماعيل بن إبراهيم, عن عطاء بن السائب, قال: قال محارب بن دثار: ما قال سعيد بن جُبير في الكوثر؟ قال: قلت: قال: قال ابن عباس: هو الخير الكثير, فقال: صدق والله.حدثنا ابن بشار, قال: ثنا عبد الرحمن, قال: ثنا سفيان, عن عطاء بن السائب, عن سعيد بن جُبير, عن ابن عباس, قال: الكوثر: الخير الكثير.حدثنا ابن بشار, قال: ثنا محمد بن جعفر, قال: ثنا شعبة, عن أبي بشر, قال: سألت سعيد بن جبير, عن الكوثر, فقال: هو الخير الكثير الذي آتاه الله, فقلت لسعيد: إنا كنا نسمع أنه نهر في الجنة, فقال: هو الخير الذي أعطاه الله إياه.حدثنا ابن المثنى, قال: ثني عبد الصمد, قال: ثنا شعبة, عن أبي بشر, عن سعيد بن جبير: ( إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ ) قال: الخير الكثير.حدثنا ابن بشار, قال: ثنا محمد, قال: ثنا شعبة, عن عمارة بن أبى حفصة, عن عكرمة, قال: هو النبوّة, والخير الذي أعطاه الله إياه.حدثنا ابن المثنى, قال: ثنا حرمي بن عمارة, قال: ثنا شعبة, قال: أخبرني عمارة, عن عكرمة في قول الله: ( إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ ) قال: الخير الكثير, والقرآن والحكمة.حدثني يعقوب, قال: ثنا ابن عُلَية, قال: ثنا عمارة بن أبي حفصة, عن عكرمة أنه قال: الكوثر: الخير الكثير.حدثنا ابن حميد, قال: ثنا مهران, عن سفيان, عن عطاء بن السائب, عن سعيد بن جُبير, عن ابن عباس: ( إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ ) قال: الخير الكثير.قال: ثنا مهران, عن سفيان, عن هلال, قال: سألت سعيد بن جُبير ( إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ ) قال: أكثر الله له من الخير, قلت: نهر في الجنة؟ قال: نهر وغيره.حدثنا زكريا بن يحيى بن أبي زائدة, قال: ثنا أبو عاصم, عن عيسى بن ميمون, عن ابن أبي نجيح, عن مجاهد, قال: الكوثر: الخير الكثير.حدثني محمد بن عمرو, قال: ثنا أبو عاصم, قال: ثنا عيسى; وحدثني الحارث, قال: ثنا الحسن, قال: ثنا ورقاء, جميعا عن ابن أبي نجيح, عن مجاهد, قال: الكوثر: الخير الكثير.حدثني الحارث, قال: ثنا الحسن, قال: ثنا ورقاء, عن مجاهد: الكوثر: قال: الخير كله.حدثنا ابن حميد, قال: ثنا مهران, عن سفيان, عن ابن أبي نجيح, عن مجاهد, قال: خير الدنيا والآخرة.حدثنا بشر, قال: ثنا يزيد, قال: ثنا سعيد, عن قتادة في الكوثر, قال: هو الخير الكثير.حدثنا أبو كُرَيب, قال: ثنا وكيع, عن سفيان, عن عطاء بن السائب, عن سعيد بن جُبير, قال: الكوثر: الخير الكثير.قال: ثنا وكيع, عن بدر بن عثمان, سمع عكرمة يقول في الكوثر: قال: ما أُعطي النبّي من الخير والنبوّة والقرآن.حدثنا أحمد بن أبي سريج الرازيّ, قال: ثنا أبو داود, عن بدر, عن عكرمة, قوله: ( إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ ) قال: الخير الذي أعطاه الله النبوّة والإسلام.وقال آخرون: هو حوض أُعطيه رسول الله صلى الله عليه وسلم في الجنة.* ذكر من قال ذلك:حدثنا أبو كُرَيب, قال: ثنا وكيع, عن مطر, عن عطاء ( إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ ) قال: حوض في الجنة أُعطيه رسول الله صلى الله عليه وسلم.حدثنا أحمد بن أبي سريج, قال: ثنا أبو نعيم, قال: ثنا مطر, قال: سألت عطاء ونحن نطوف بالبيت عن قوله: ( إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ ) قال: حوض أُعطيه رسول الله صلى الله عليه وسلم.وأولى هذه الأقوال بالصواب عندي, قول من قال: هو اسم النهر الذي أُعطيه رسول الله صلى الله عليه وسلم في الجنة, وصفه الله بالكثرة, لعِظَم قدره.وإنما قلنا ذلك أولى الأقوال في ذلك, لتتابع الأخبار عن رسول الله صلى الله عليه وسلم بأن ذلك كذلك.* ذكر الأخبار الواردة بذلك:حدثنا أحمد بن المقدام العجلي, قال: ثنا المعتمر, قال: سمعت أبي يحدّث عن قتادة, عن أنس قال: لما عُرج بنبيّ الله صلى الله عليه وسلم في الجنة, أو كما قال, عرض له نهر حافتاه الياقوت المجوف, أو قال: المجوب, فضرب الملك الذي معه بيده فيه, فاستخرج مسكا, فقال محمد للملك الذي معه: " ما هَذَا؟" قال: " هذا الكوثر الذي أعطاك الله; قال: ورفعت له سدرة المنتهى, فأبصر عندها أثرا عظيما " أو كما قال.حدثنا بشر, قال: ثنا يزيد, قال: ثنا سعيد, عن قتادة, عن أنس, أن رسول الله صلى الله عليه وسلم, قال: " بَيْنَما أنا أسِيرُ في الجَنَّةِ, إذْ عَرَض ليَ نَهْرٌ, حافَتاهُ قِبابُ اللُّؤْلُؤِ المُجَوَّفِ, فقالَ المَلَكُ الَّذِي مَعَهُ: أتَدْرِي ما هَذَا؟ هَذَا الكَوْثَرُ الَّذِي أعْطاكَ اللهُ إيَّاهُ, وَضَرَبَ بِيَدِهِ إلى أرْضِه, فأخْرَجَ مِنْ طِينِه المِسْكَ" .حدثني ابن عوف, قال: ثنا آدم, قال: ثنا شيبان, عن قتادة, عن أنس قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: " لمَّا عُرِجَ بِي إلى السَّماء, أَتَيْتُ على نَهْرٍ حافَتاهُ قِبابُ اللُّؤْلُؤِ المُجَوَّف, قُلتُ: ما هَذَا يا جِبْرِيلُ؟ قال: هَذَا الكَوْثَرُ الَّذِي أعْطَاكَ رَبُّكَ, فأهْوَى المَلكُ بِيَدِهِ, فاسْتَخْرَجَ طِينَه مِسْكًا أذفَرَ" .حدثنا ابن بشار, قال: ثنا ابن أبي عديّ, عن حميد, عن أنس بن مالك, قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: " دَخَلْتُ الجَنَّة, فإذَا أنا بِنَهْرٍ حافَتاهُ خِيامُ اللُّؤْلُؤِ, فَضَرَبْتُ بِيَدِي إلى ما يَجْرِي فِيهِ, فإذَا مِسْكٌ أذْفَرُ; قال: قُلْتُ: ما هَذَا يا جِبْرِيلُ؟ قال: هَذَا الكَوْثَرُ الَّذِي أعْطاكَهُ اللهُ" .حدثنا ابن المثنى, قال: ثنا عبد الصمد, قال: ثنا همام, قال: ثنا قتادة, عن أنس, قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم, فذكر نحو حديث يزيد, عن سعيد.حدثنا بشر, قال: ثنا أحمد بن أبي سريج, قال: ثنا أبو أيوب العباس, قال: ثنا إبراهيم بن مسعدة, قال: ثنا محمد بن عبد الله بن مسلم ابن أخي ابن شهاب, عن أبيه, عن أنس, قال: سئل رسول الله صلى الله عليه وسلم عن الكوثر, فقال: " هُوَ نَهْرٌ أعْطانِيهِ اللهُ في الجَنَّةِ, تُرَابُهُ مِسْكٌ أبْيَضُ مِنَ اللَّبَنِ, وأحْلَى مِنَ العَسَلِ, تَرِدُهُ طَيْرٌ أعنَاقُهَا مِثْلُ أعناقِ الجُزُرِ", قال أبو بكر: يا رسول الله, إنها لناعمة؟ قال: "آكِلُها أنْعَمُ مِنْها " .حدثنا خلاد بن أسلم, قال: أخبرنا محمد بن عمرو بن علقمة بن أبي وقاص الليثي, عن كثير, عن أنس بن مالك, قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: " دَخَلْتُ الجَنَّةَ حِينَ عُرِجَ بِيَ, فَأُعْطِيتُ الْكَوْثَرَ, فإذَا هُوَ نَهْرٌ فِي الجَنَّةِ, عُضَادَتاهُ بُيُوتٌ مُجَوَّفَةٌ مِنْ لُؤْلُؤٍ" .حدثني محمد بن عبد الله بن عبد الحكم, قال: ثنا أبي وشعيب بن الليث, عن الليث, عن يزيد بن الهاد, عن عبد الله بن مسلم بن شهاب, عن أنس: أن رجلا جاء إلى النبيّ صلى الله عليه وسلم فقال: يا رسول الله, ما الكوثر؟ قال: " نَهْرٌ أعْطانِيهِ اللهُ فِي الجَنَّةِ, لَهُوَ أشَدُّ بَيَاضًا مِنَ اللَّبَنِ, وأحْلَى مِنَ العَسَلِ, فِيهِ طُيُورٌ أعْناقُهَا كأعْناقِ الجُزُرِ". قال عمر: يا رسول الله إنها لناعمة, قال: "آكِلُها أنْعَمُ مِنْها " .حدثنا يونس, قال: ثنا يحيى بن عبد الله, قال: ثني الليث, عن ابن الهاد, عن عبد الوهاب عن عبد الله بن مسلم بن شهاب, عن أنس, أن رجلا جاء إلى النبي صلى الله عليه وسلم, فذكر مثله.حدثنا عمر بن عثمان بن عبد الرحمن الزهري، أن أخاه عبد الله, أخبره أن أنس بن مالك صاحب النبي صلى الله عليه وسلم أخبره: أن رجلا سأل النبي صلى الله عليه وسلم, فقال: ما الكوثر؟ فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم: " نَهْرٌ أعْطانِيهِ اللهُ فِي الجَنَّةِ, مَاؤهُ أبْيَضُ مِنَ اللَّبَنِ, وأحْلَى مِنَ العَسَلِ, فِيهِ طُيُورٌ أعْناقُهَا كأعْناقِ الجُزُرِ", فقال عمر: إنها لناعمة يا رسول الله, فقال: "آكِلُها أنْعَمُ مِنْهَا " .فقال: عمر بن عثمان: قال ابن أبي أُوَيس; وحدثني أبي, عن ابن أخي الزهريّ, عن أبيه, عن أنس, عن النبي صلى الله عليه وسلم في الكوثر, مثله.حدثنا ابن المثنى, قال: ثنا ابن فضيل, قال: ثنا عطاء, عن محارب بن دثار, عن ابن عمر, قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: " الكَوْثَرُ نَهْرٌ فِي الجَنَّةِ, حَافَتاهُ مِنْ ذَهَبٍ, وَمجْرَاهُ عَلى الْياقُوتِ والدُّرِّ, تُرْبَتُهُ أطْيَبُ مِنَ المِسْكِ, ماؤُهُ أحْلَى مِنَ العَسَلِ, وأشَدُّ بَياضًا مِنَ الثَّلْجِ" .حدثنا يعقوب, قال: ثنا ابن عُلَية, قال: أخبرنا عطاء بن السائب, قال: قال لي محارب بن دثار: ما قال سعيد بن جُبير في الكوثر؟ قلت: حدثنا عن ابن عباس, أنه قال: هو الخير الكثير, فقال: صدق والله, إنه للخير الكثير, ولكن حدثنا ابن عمر, قال: لما نـزلت: ( إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ ) قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: " الكَوْثَرُ نَهْرٌ فِي الجَنَّةِ, حافَتاهُ مِنْ ذَهَبٍ, يَجْرِي على الدُّرِّ واليَاقُوتِ" .حدثنا ابن عبد الأعلى, قال: ثنا ابن ثور, عن معمر, عن قتادة, عن أنس بن مالك, أن النبي صلى الله عليه وسلم قال: " الكَوْثَرُ نَهْرٌ فِي الجَنَّةِ", قال النبيّ صلى الله عليه وسلم: " رَأَيْتُ نَهَرًا حَافَتاهُ اللُّؤْلُؤ, فَقُلْتُ: يا جِبْرِيلُ ما هَذَا؟ قالَ: هَذَا الكَوْثَرُ الَّذِي أعْطَاكَهُ اللهُ" .حدثنا ابن البرقي, قال: ثنا ابن أبي مريم, قال: ثنا محمد بن جعفر بن أبي كثير, قال: أخبرنا حزام بن عثمان, عن عبد الرحمن الأعرج, عن أُسامة بن زيد أن رسول الله صلى الله عليه وسلم أتى حمزة بن عبد المطلب يوما, فلم يجده, فسأل امرأته عنه, وكانت من بني النجار, فقالت: خرج, بأبي أنت آنفا عامدا نحوك, فأظنه أخطأك في بعض أزقة بني النجار, أو لا تدخل يا رسول الله؟ فدخل, فقدمت إليه حيسا, فأكل منه, فقالت: يا رسول الله, هنيئا لك ومريئا, لقد جئت وإني لأريد أن آتيك فأهنيك وأمريك (6) أخبرني أبو عمارة أنك أُعطيت نهرا في الجنة يُدعى الكوثر, فقال: " أَجَلْ, وَعَرْضُهُ - يعني أرضه - يَاقُوتٌ وَمَرْجَانٌ وزَبَرْجَدٌ ولُؤْلُؤٌ" .------------------------الهوامش:(6) تريد : أقول لك : هنأك الله وأمرأك ، بما أعطاك من الكوثر .
Bağlantı kopyalandı